Salavat (Arapça: الصلاة على النبي), Hz. Resulü Kibriya ve Ehlibeytine saygı ve selamı bildirme anlamına gelen Arapça bir zikirdir. Müslümanlar namazın teşehhüdünde ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.a) adının duyulduğu ve anıldığı yerlerde bu zikri söyler. Ahzab Suresinin 56. Ayetine (Salavat Ayeti) ek olarak çok sayıda hadis, salavatın müstahap olduğunu vurgulamaktadır.

Müslümanların inancına göre salavat, hem Hz. Resulullah’a (s.a.a) saygı, hem uhrevi sevap ve hem de dünyevi etkileri olan bir ibadettir. Salavatın, Müslümanların genel kültüründe özel bir yeri vardır; kutlamalarda mutluluklarını izhar etmek veya her hangi bir iş yapıldığında kutsama ve teberrük maksadıyla dile getirilir.

Şialar nezdinde en yaygın salavat şekli şu şekildedir: اَللّهُمَّ صَلِّ عَلی مُحمّدٍ وَ آلِ مُحمّد ; “Allahumme salli ala muhammed ve al-i Muhammed”

Etimoloji

Salavat, dua, selam, tahiyyet ve rahmet anlamına gelen “s-l-v” sözcüğünün çoğuludur. “Salavat”, aynı zamanda namaz anlamına gelen “salat” kelimesinin de çoğuludur. Namaz da dualara şamil olduğundan ona da salat denmektedir. Bundan dolayı Salavat Arapça’da çoğul olarak kullanılmakta ve “namazlar”, “dualar” ve “selamlar” anlamını ifade etmektedir.[1] “Salavat” kelimesi Farsça’da (ve daha çok Şia, Ehlibeyt kültüründe), salat kelimesinin çoğulu olarak değil, bilakis onun terimleşmiş anlamı olan Hz. Peygamber ve Ehlibeytine selam anlamındaki özel mana kast edilmiştir.

Dini ıstılah ve terminolojide salavat, Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) özel selam anlamında bir ibadettir. Şialar “Allahumme salli ala muhammed ve al-i Muhammed” cümlesi ile bu ibadeti yerine getirmektedirler.

 

Allah ve Meleklerin Salavat’ının Anlamı

Arap dil bilimcileri, Arapça “salat” kelimesinden selam ve esenlik kast edilirse, onu kimin söylediği ve kimin için söylendiğine bakmak gerektiğini söylemektedirler. Çünkü bu cümle manevi olarak farklı anlamlar içermektedir. Şöyle ki:

  • Salavat, Hz. Peygamber tarafından müminler için söylenirse; bu onlar için hayır, bereket ve kurtuluşları için dua anlamına gelir.
  • Salavat, melekler tarafından birisi için söylenirse; bu o kişi için istiğfar ve rahmet temennisinde bulunmak anlamına gelir.
  • Salavat, Müminler tarafından Hz. Resulullah (s.a.a) için söylenirse; bu Peygamber Efendimiz için sena, övgü ve iltifat anlamına gelir.[2]
  • Salavat, Allah tarafından Hz. Resulü Kibriya Efendimiz için söylenirse; bu Efendimize rahmetin nazil olduğu anlamına gelir.
  • Salavat, melekler tarafından Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) için söylenirse; bu onun için rahmet temennisinde bulunmak anlamına gelir.[3]

Salavat’ın Tür ve Çeşitleri

Şialar nezdinde salavat için en meşhur cümle “Allahumme salli ala muhammed ve al-i Muhammed” cümlesidir. Çeşitli İslam mezheplerinde, salavatın ana bölümü “Allahumme salli ala muhammed” şeklindedir, ancak bu cümleden sonraki cümle konusunda ihtilaf etmektedirler. Şialar, Sünnilerin aksine, genellikle bu cümlenin ardından “ve Al-i Muhammed” cümlesini de eklemektedirler. Bunu da Şia ve Sünni hadis kaynaklarında nakledilen çok sayıdaki hadise dayandırmakta ve kâmil ve tam bir salavatın bu şekilde olduğunu ileri sürmektedirler. Nakledilen hadislerden birinde nasıl salavat getirilmesi gerektiği sorusunda Hz. Resulü Kibriya Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allahumme salli ala muhammed ve ala al-i Muhammed. Kemâ salleyte alâ al-i İbrahime ve inneke hamidün mecîd. Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme inneke hamidün mecîd.”[4]

Bazı hadisler net bir biçimde “Ve Al-i Muhammed” cümlesi olmadan salavatın eksik olduğunu vurgulamıştır.[5] Ehlibeytten nakledilen bazı hadislerde de salavatın nasıl olması gerektiği konusunda vurgular yapılmış ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) yanı sıra onun Ehlibeytine de salavat getirilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir. Örneğin Hz. İmam Cafer Sadık’tan (s.a.a) nakledilen bir hadiste salavat şu şekildedir: «صَلَوَاتُ اللَّهِ وَ صَلَوَاتُ مَلَائِکتِهِ وَ أَنْبِیائِهِ وَ رُسُلِهِ وَ جَمِیعِ خَلْقِهِ عَلَی مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ وَ السَّلَامُ عَلَیهِ وَ عَلَیهِمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَکاتُه.» ; “Salavatullahi ve Salavatu Melaiketihi ve Enbiyaihi ve Rusulihi ve Cemii Halkihi Ala Muhammedin ve Al-i Muhammed ve’s-Selamu aleyhi ve aleyhim ve Rahmetullahi ve Berekatuhu”.[6] Nakledilen bir hadiste yalnızca Hz. Muhammed Mustafa’ya salavat getirmenin 100 hasanesi olduğu, Peygamber Efendimiz ve Ehlibeytine birlikte salavatın ise 1000 hasanesi olduğu kaydedilmiştir.[7] Şialardan bazıları ve bilhassa İran’daki Şialar, salavat zikrinden sonra “ve accil ferecehum” (onların ferecini yakınlaştır) ibaretini de zikretmektedirler. Bu cümle de Ehlibeytten nakledilen bazı hadislere dayandırılmaktadır.[8]

 

Ehlisünnetin Salavat Şekli

Ehlisünnet geçmişten günümüze dört şekilde salavatı tecrübe etmiştir. Namazlarındaki salavatları ile yazdıkları salavatlar birbirinden farklıdır.[9]

Namazların teşehhüdünde söyledikleri salavatın içeriğinde “al-i Muhammed” ibaresi de vardır: “Allahumme salli ala muhammed ve ala al-i Muhammed” burada “ala” cer harfi al-i kelimesiyle birlikte gelmiştir. Ehlisünnetin namazların teşehhüdünde okudukları salavat Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’in Ka’b bin Acret’ten naklettikleri bir hadise dayandırılmaktadır. Hanbeliler hadisin aynısını teşehhütlerinde okumaktadırlar.[10] Ancak diğer üç ehlisünnet mezhebi ve Zeydiler “İbrahim” kelimesini de “Al-i İbrahim” kelimesinden önce zikretmektedirler.[11]

Ehlisünnetin söz ve yazılarında kullandıkları salavatta “Al-i Muhammed” ibaresi yoktur. Hz. Resulullah’ın adı anıldıktan sonra yalnızca “Salallahu aleyhi ve sellem” demektedirler.

Ehlisünnet ve bilhassa Hanefiler arasında yaygın olan üçüncü salavat, zemzeme şeklinde ağızlarda dolaşır ve daha çok vaiz ve konuşmacılar halktan bunu ister. Bu salavatta “Peygamber Efendimizin zevceleri ve ashabı” da vardır ve genellikle şu şekilde söylenir: “Allahumme salli ve sellim ala seyyidina muhammed ve ala alihi ve ezvacihi ve sahbihi kema salleyte ala ibrahime ve al-i İbrahim inneke hamidun mecid” Bazı bölgelerde ise “Al-i Muhammed”den sonra Efendimizin ashabı da ona eklenmekte ve şöyle denmektedir: “Allahumme salli ala Muhammed ve al-i Muhammed ve Ashabi Muhammed”[12]

Sünniler, Hz. Resulü Kibriya Efendimizin adı anıldığında Şiaların aksine salavat getirmezler, ancak salavat ayeti veya onlardan istenildiğinde salavat getirmektedirler.[13]

 

Salavatın Önem ve Fazileti

Bazı hadislerden Hz. Resulü Kibriya Efendimizden (s.a.a) önceki peygamberler arasında da salavat zikrinin söylendiği anlaşılmaktadır. Nakledilen bir rivayete göre Hz. İbrahim’in (a.s) manevi derecesinin yükselmesinde salavatın etkisi olmuştur.[14] Hz. Resulü Ekrem Efendimizden (s.a.a) nakledilen bir hadiste Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Her kim bana salavat gönderirse, melekler de onun gönderdiği miktarda -az veya çok- ona salavat getirirler.”[15] İmam Rıza’dan nakledilen bir rivayette olduğu gibi salavatın günahların temizlenmesinde etkili olduğu çeşitli rivayetlerde belirtilmiştir.[16]

 

Kur’an’da Salavat

Ana Madde: Salavat Ayeti

Kur’an-ı Kerim, Allah Teâlâ ve Meleklerinin Hz. Peygambere salavat getirdiklerini tekit ederek Müminlerden de salavat göndermelerini istemiştir: “Kuşkusuz Allah ve melekleri, Peygamber’e salât (özel rahmet) ederler. Ey iman edenler! Ona salât gönderin ve en güzel şekilde onu selamlayın.” (Ahzab Suresi, 56)

 

Namazda Salavat

Salavat zikri, namazlarda söylenmesi gereken vacip zikirlerdendir ve Müslümanlar her gün günlük namazlarının teşehhüdünde Peygamber ve Ehlibeytine özel bir şekilde salavat getirmektedirler. Muteber rivayetlere göre bilerek Hz. Resulullah’a salavat getirilmemesi namazın batıl olmasına neden olur.[17]

 

Hadislerde

Hadis kaynaklarında, salavat için çokça maddi ve manevi getirilerden bahsedilmiştir. Bazı önemli kaynaklarda salavat için özel bir bap yer almış ve salavatın önemi, özelliği ve niteliği hakkında konuşulmuştur. Bazı hadis kaynaklarında ise münasebet oldukça salavatın önemine değinilmiştir. Şia’nın en önemli hadis külliyatı olan Kâfi kitabında, salavatın önem ve fazileti hakkında şöyle denilmiştir:

“Her kim Muhammed ve Ali/Ehlibeyt-i Muhammed’e on defa salavat gönderirse, Allah ve melekleri ona yüz defa salavat gönderirler ve her kim Muhammed ve Ali Muhammed’e yüz kere salavat gönderirse, Allah ve melekleri ona bin salavat gönderir.”[18]

Şeyh Hürrü Amuli, “Vesailu’ş-Şia” kitabında ve Müstedrek’inde, Salavatın niteliği[19] ve salavatın yüksek sesle söylenmesi[20] gibi baplar açmıştır. Allame Meclisi de Şia’nın en büyük hadis külliyatı olan Biharu’l-Envar adlı kitabında Nebi ve Aline salavat göndermenin fazileti hakkında 67 hadis nakletmiştir.[21]

Ehlisünnet hadis külliyatı olan Kenzu’l-Ummal kitabının birinci cildinin altıncı babında salavatın, önemi ve faziletini içeren 119 hadis nakledilmiştir.

 

Salavatı Önemsememenin Sonuçları

  • Her kim Hz. Fahri Kâinat Efendimizin adı anıldığında salavat getirmezse cimri[Notlar 24], zalim[Notlar 25] kıyamet gününde hasret çeken[Notlar 26] olarak tanıtılacaktır.
  • Duadan önce salavat getirilmezse, salavat getirilmeden önce edilen o dua gökyüzüne çıkmadan mahcup olarak kalır.[Notlar 27]


Eksik Salavat

Hz. Fahri Kâinat Efendimizden (s.a.a) nakledilen çok sayıdaki hadiste Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bana salavatı aileme salavatla tamamlayın, Ehlibeytime salavat getirilmeyen salavat ebter ve eksiktir.” Yine başka rivayetlerde Al-i Muhammed’e (Peygamberin Ehlibeytine) salavatın terk edilmesi, cennetten uzaklaşmak ve onların hakkına zulüm olarak değerlendirilmiştir.[Notlar 28][23][24]

 

Salavatın Yerleri

Salavat bir çok yerde tavsiye edilmiştir. Nakledilen bir rivayete göre, her toplantı ve işte salavat gönderilmesi müstahap olarak değerlendirilmiştir.[25] Salavatın tavsiye edildiği önemli yerlerden bir kaçı şöyledir:

  • Allah zikredildiği yerde: Her ne zaman Allah zikredilirse, Muhammed ve Al-i Muhammed’e salavat getirmek müstahaptır.[26]
  • Namazdan sonra: Muteber rivayetlere göre, salavat namazdan sonraki en önemli zikirlerden sayılmıştır. Ve yine tüm namazlardan sonra okunması tavsiye edilen namazın takibat ve tesbihlerindendir. Sabah namazının tesbih ve takibatından birisi de yüz kere salavat getirilmesidir. Akşam namazından sonra da salavat ayetinin okunması müstahaptır.[27] İran ve dünyanın diğer ülkelerindeki Şialar namazdan sonra Salavat Ayetini okur ve ardından üç kere salavat getirirler.
  • Konuşmaların ardından: Bazı rivayetlere göre, konuşmaların ardından salavat gönderilmesi müstahap ve oldukça etkilidir.[28]
  • Dualardan sonra: Duaların son pasajında salavat zikrini söylemek çokça tavsiye edilmiştir. Rivayetlerde bu amel, duanın kabulüne bir etken olarak bilinmiştir.[29]
  • Peygamberlerin isimlerini anmadan önce: Bazı rivayetlerde peygamberlerin adları anıldığında önce Hz. Muhammed Mustafa ve Ehlibeytine (s.a.a) ve ardından adı geçen peygambere salavat getirilmesi müstahap sayılmıştır.[30]
  • Unutulan bir şeyi hatırlamak için: Bazı rivayetlere göre, unutulan bir şeyi hatırlamak için salavatın çok etkili olduğu kaydedilmiştir. Şu şartla ki salavat tam olmalı ve onda Al-i Muhammed sözcüğü de geçmelidir.[31]

Hatmi Salavat

Hatmi salavat, has bir sayıda salavatın getirilmesi anlamındadır. Örneğin, 100 defa veya 14000 defa (On Dört Masum’dan her biri için 1000 salavat). Bu sayıların Kur’an’da veya hadislerde belli bir kaynağı yoktur. Daha çok din âlimlerinin tavsiyesi veya halkın kültürüne dayalıdır.[32] Günümüzde bazı özel hacetlerin kabulü için çeşitli yerlerde hatmi salavat adı altında bazı toplantılar düzenlenmektedir.[33] Salavatın Eser ve Etkileri adlı kitabın bir bölümü, tam olarak hatmi salavatın yöntemlerine ayrılmıştır.[34] Bu yöntemlerin hiç biri hadis kaynaklı değildir.

56 görüntülendi
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars 5 kişi beğendi
Loading...
Etiketler: , , , , , , , ,

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir